Sevgili Marla'ya;
Yazım belki biraz uzun olacak, okur musun bilemem fakat hemen şunu belirteyim ki yazımda seni kınayan, ayıplayan ya da laf sokmaya çalışan herhangi bir nokta olmayacaktır. Birinin sana anlatmasını istemişsin, ben de geçen seçimlerde CHP'ye yani şu an kafamın idrak ettiği kadarıyla merkez sağa oy vermiş tırışkadan bir solcu olarak sana elimden geldiğince yardım etmek isterim.
1886 senesinde -yani annemler henüz benim temel atma törenimi gerçekleştirmişken- ABD'de işçilerin çalışma saatleri on beş saati buluyordu. Ben zamanım olduğunda günde on iki saat uyuduğumu bilirim, muhtemelen sen de çok farklı değilsindir. Günün 8'de 5'inde, ağır çalışma şartları altında çalıştığını bir düşün öncelikle.
O meşhur 1 Mayıs günü, Chicago'da bir grup işçi bu düzenin kaldırılması ve çalışma saatlerinin 8'e indirilmesi için
Haymarket'te bir eylem yaparlar. Bu protestoya polisin tepkisi sert olur ve kalabalığa dalarak pek çok işçiye şiddet uygularlar. İşte tam bu sırada kimliği hala açığa çıkarılmamış bir kişi kalabalığa bir dinamit atar ve sonuçta 7 polis ölür. Bu durum üzerine polis şuurunu kaybeder ve kalabalığa rast gele ateş açar. İşçilerden kaç kişinin öldüğü konusunda hala net bir rakam yok. Fakat gösteriye 340 bin kadar işçinin katıldığını düşünürsek boşa gidecek bir kurşun olduğunu sanmıyorum.
Ardından mahkeme kurulur. Pek çok anarşist ve sosyalist görüşlü işçi ve işçi lideri sahih deliller olmaksızın yargılanırlar. Üstelik jüri de teamüllere uygun olmayarak bizzat suçlamayı yapan savcının talebiyle çoğunlukla iş verenlerden ve sermaye sahiplerinden seçilmiştir. Sonuçta katilin kimliği bilinmemesine karşılık, kimliği bilinmeyen bu katille iş birliği yaptıkları gerekçesiyle sekiz kişi idama mahkum edilir. Eğer ilgini çektiyse, bu kişilerden özellikle
August Spies'ın savunmasını Türkçe bulup okuyabilirsin. Muhtemelen daha çok yardımcı olur.
Anlayacağın üzere tüm dünyada 1 Mayıs öncelikle bu olayı anmak için kutlanmaktadır. Ve çoğunlukla da bizdeki gibi devlet terörü estirilmez, gerçek bir bayramdır 1 Mayıs. Hatta araştırırsan Türkiye'de de darbeden önce 1 Mayıs'ın resmi tatil olduğunu göreceksin.
Türkiye'de ki 1 Mayıs'ın özelliği nedir? Bunu artık şüphesiz ki biliyorsundur. Herkes bu konuyu bağırıyor, televizyon dizilerine konu oluyor zira. 1 Mayıs 1977'de, Taksim Meydanı'nda bayramlarını kutlamak üzere toplanan kalabalığa şu anki The Marmara Oteli'nden ateş açılır. Çıkan panik sonucu ekseriyatı Kazancı Yokuşu'nda ezilerek olmak üzere, 34 kişi ölür. Hatta ölenler arasında bir polis panzeri tarafından ezilen bir kadın da vardır.
Ateş açanlar asla bulunamaz. İşi kontrgerillanın yaptığı kesin gibidir. Buna rağmen Türk gazeteleri trajikomik manşetler atarlar. Mesela;
Günaydın:
Maocu vatan hainleri İşçi Bayramı'nı kana buladı: 39 ölü var!Hergün:
Solcular 40 işçiyi katletti!Yeni Asya:
DİSK mitinginde komünistler birbirini yedi, 40 ölü!Konuyla ilgili güzel ve esprili bir Ferhan Şensoy kitabı var "
Kazancı Yokuşu" isimli. Eğer okursan, hem eğlenir hem de olayı ve arkaplanını daha iyi anlayabilirsin bence.
12 Eylül'den sonra zaten bayram statüsü kalmayan 1 Mayıs, bir daha Taksim'de kutlanmaz. Sendikalar çaba gösterseler de bu çabalar havada kalır. Oysa Avrupa Birliği'ne girmeye çalışan bir ülke olarak Türkiye'nin cunta kafasından kurtulduğunun bir göstergesi olması adına gerçekten önemli bir semboldür Taksim Meydanı. İnsanları
"neden ısrar ediyorsunuz" şeklinde yargılamanın doğru olmadığını düşünenlerdenim ben de. Çünkü normal olanı budur. Normal olanı, milletin devletten isteme hakkını kullanabilmesidir. Çünkü devlet babanın, milletin anası olan vatanla her seferde cinsi münasebette bulunmasından gına gelmesi normaldir. Neyse kişisel yorumları bir kenara bırakıp, objektif bir şekilde yazmaya geri dönelim.
Bu 1 Mayıs neden önemliydi peki?
Sen okuyan bir insandın hatırladığım kadarıyla. SSGSS'nin ne olduğundan haberin vardır. Bunlardan haberdar olmak için Birgün, Evrensel, Radikal, Cumhuriyet vs. okumana da gerek yok; her hafta Penguen ya da Uykusuz alsan da yeter. O yüzden çok bilmişlik yapmayacağım ve bunları anlatmayacağım. Elbette ki Tuzla'da tersane işçilerinin durumundan da haberdarsındır. Bu şartlar altında 1 Mayıs 2008 büyük bir önem teşkil eder. Sendikalar devletten, sermayeden, siyasi partilerden bağımsız kuruluşlardır. Toplanma özgürlüğü ise İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md. 20'de kendisine yer bulmuştur.
Devletin gerekçesi nedir? Taksim Meydanı'nda güvenliği sağlayamamak ve esnaf, çevre halkının iş yapamayacağı mı? O halde Rize'den, Çorum'dan takviye güç getiren devlet niçin bu gücü halkını korumak için kullanmaz? Bu polis gücüyle bile Taksim'i koruyamayacağını düşünen bir devletin gücü sadece kendi emekçisine mi geçer? Ya da atılan biber gazlarıyla esnafın işini daha mı çok kolaylaştırırlar.
Ya da esas soru... Vatandaşın görevi devletin
"höt" dediği yerde
"peki abi" demek midir? Devlet mi bizim için var, biz mi devlet için?
Buraya kadar ki yazılarla 1 Mayıs'ı sana elimden geldiğince anlattım. Moda ilginç bir şeydir. Eskiden solcu, komünist, sosyalist gibi kimlikler prim yapıyordu; şu sıralar değişti. Artık insanlar
"yea abi ne gerek var yea, rahat olun" diyerek kendilerini ifade etmeyi seviyorlar. Apolitik olmayan insanlarınsa çoğu, sloganlara ya da TV dizilerinde ki karizmatik karakterlerin siyasi görüşlerini kendi üzerlerine uyarlamaktan son derece mutlu. Yanlış anlama bunları sana yapıştırmaya çalışmıyorum, dedim ya ben de geçen seçimde CHP'ye oy vermiş ve bu sene 1 Mayıs'a
"benim sevgilim var, o coplanırsa dayanamam" diyerek bir nevi tatlı canlılık, bir nevi kaypaklıkla katılamamış bir insanım. Birisi çıkıp, bana da pek çok şey anlatabilir.
Üzüldüğüm nokta, senin gibi bir insanın nasıl bu soruları soracak kadar bu işlerden uzak kalabilmiş olması...
"Bu işler"den kastım ise
"yoldaş, diyalektik materyalizmi hayatımın her alanında uygulayarak bu dünya düzeninde çılgın atabiliyorum" gibi cümleler kurmak değil. Ama
"1 Mayıs'ta neyi protesto ediyorlar, anlamıyorum" gibi bir cümleyi kurmayacak kadar yakın olduğunu düşünürdüm. En azından 1 Mayıs'ın bir protesto günü değil, gasp edilmiş bir bayram günü olduğunu bildiğini... Sevgilin bu sene sol görüşlü milletvekilleriyle kol kola girip yürüyüşe katılan ve bizzat müdahaleye uğrayan Ufuk Uras'a oy verdi senin, ona sorsaydın ya...
İşten, emekten, haktan anlamıyor olamazsın. Yelta'nın gösterdiği o stop-motion filmlerinin yapım aşamasını biliyor olman bile senin
"işten, emekten, haktan ne anlarım" ironik savunmasını yapmana engel teşkil etmeliydi. Eğer esas olarak 1 Mayıs adı altında arabalar yakan, mağaza taşlayan insanlarsa hedefin; 1996 kafası artık çok azınlık kişide var demek isterim fakat bu bambaşka bir yazının konusu olurdu.
Neyse canım. Canını sıkmak istemedim, sadece şaşırdım biraz; o kadar. Ama kimsenin beni hayal kırıklığına uğratmamak gibi bir zorunluluğu yok nasılsa... Yazılarını da okuyoruz, bir de sürekli "
kimse okumuyor ki, oysa okununca çok seviniyorum" şeklinde davetlerin olmasa daha da güzel olacak. Blog bu, kimse buradan bir Orhan Pamuk beklemiyor...
Esen kalınız...
İmza Dandik Solcu Ben