Entry: confessions of a dangerous mind Thursday, February 26, 2009



Merve’nin Yalın Hali

                Veya “she was heartache from the moment that you met her”

Bir insanın bu kadar duru olması için su olması lazım dediğimdi. Sonra öğrenecektim burcunu, şimdi değil. Dört nedir ki demiştim, dört aklıma bile gelmemişti. Hayat dediğimdi ama bir zaman birimi olarak. Geçer demiştim, biteceği aklıma bile gelmemişti. Geçmenin sonunda varılacak yere dair aklımda hiçbir fikir yoktu ki ölümden sonrasına inanmadığımdı o zamanlar. Tutup kolundan götürmek istediğimdi, hala bunu yapmak istediğimdir. Pençelerimden kurtulmaya çalışabileceği hiç aklıma gelmeyenimdi. Hala da gelmez.


Merve’nin Belirtme Hali

                Veya “but she'll never change her ways”

Birisi, bir yerde belirtmişti ama birisini değil; tam on ikiden O’nu. Ağzım açık kalakalmıştı ama içinden. Turnayı iki kaşının ortasından vurasım gelmişti biraderin dediği gibi. Yüzlerce, binlerce kez anlatacağım bir hikâyeyi yazmaya girişmiştim. Kalp nedir ki demiştim, kalp aklıma bile gelmemişti o zamana dek. Şimdi tek duyulan sesimdi. Tam olarak anlamıştım, kalıcı kardiovasküler sorunların ete kemiğe bürünmüş haliydi bu kız. Çüş dediğimdi, akciğerimin altına gizlenmiş bir organımı keşfedişimdi. Hüzün neymiş ki demiştim, hüzün işte bu kıza yakışırmış.

“Birisinin yüz kere yürüdüğü yollardan yürümek istenmesi”ne verilen bir adı var gibiydi, sözlükte bir yerlere gizlenmiş. Ayak bastığı yerden fışkıran olsa olsa çiçekti demiştim. Alıp Hades’ime götürmek istediğimdi, hala bunu yapmak istediğimdir. Benim kışımdan kurtulabileceği hiç aklıma gelmeyenimdi. Hala da gelmez.


Merve’nin Yönelme Hali

                Veya “don't fool yourself”

Şarkının devamında demese ben söyleyecektim ne menem bir şey olduğunu. Çünkü daha önce de dediğim gibi; “yürüyen kardiovasküler problem” anlamına geliyordu adı isimler sözlüğünde, bakmıştım. Gördüğüm anda anladığım da tam olarak buydu, teşhisimde yanıldığımı hiç düşündürtmemişti bana. İnsan olmak nedir ki demiştim, insanlık aklıma bile gelmemişti o zamanlar. Onun istediği kalpten köpekbalıklarında vardı. İçine sığışılabilmeye yeter sayı belli olmalıydı. Bana kalsa 2 odacık ve 1 saloncuğa dönüştürüverecektim ama hayatımın şu ana kadar geçen kısmında da olduğu üzere o zamanlar da işim teşhisten ibaretti. Operatörlüğe geçememiştim.

Doksana takacakken, çeneme takılmıştı bir yerde öpüşleri. Vücudun kasıklar bölgesinde dağlar denize dik uzanmış, bir Karadeniz’li olarak ben utanmıştım. İklim nedir ki demiştim, iklim aklıma bile gelmemişti onca vakit. Sesi ılık ve sevişli, esi hayran ve huzurlu gibiydi. “Akıl, insanın başının içerisinde buğulama olan bir zavallıya verilen isimdir” diye not düşmüştüm araştırmalarımın kenarına. Yönelme halini işte tam orada anladığımdı. Bir başkasına hak verdiğimdi. Ayak bastığı yerden fışkıran andıran otu olsam dediğimdi. Yatak ısıtmacı olarak kullanmak üzere bir dükkândan dünya para sayıp satın almak istediğimdi, hala bunu yapmak istediğimdir. Bir gün kontağından çıkan yangınla evimi yakacağı hiç aklıma gelmeyenimdi. Hala da gelmez.


Merve’nin Bulunma Hali

Veya “all full of wine the world before her
but sober with no place to go”

Bir insanın bu kadar özümde olması için kendimin payını arttırmaya çalışmamdan ibaretti. Tanrı olsa olsa, var olurdu; bu bir şey değiştirmezdi ve fazla da abartmaya gerek yoktu. Bu iş kimsenin müdahalesiyle değil, benim üstün çekicilik vasıflarım ve kriz anlarında gösterdiğim yöneticilik kabiliyetimle olmuş olabilirdi. Canımın bir şekilde dayak istediği dikkatimden kaçmamış, üzerime bulaşmış bu bela arzusundan nasıl kurtulacağımı bir türlü bilememiştim. Bana kalsa “hepi topu çocuk” derdim kendime. Babama kalsa “siki taşağına denk götü trompet çalıyor”la özetlemeye çalışırdı durumu. Herkesin haklı olduğu yanlar vardı şüphesiz.

“Tenhalarda menhalarda garip bir susamışlıkla başlayan bir öpüşmenin zamanla farkına vardırdığı devasa ten uyumu” gibi bir anlamı vardı isminin. Bana kalsa bu kadar da abartmaya gerek yoktu, benim üstün çekicilik vasıflarıma haksızlık olabilirdi bu. Tanrı bir yerlerde kafama fırlatacağı mermer tabletleri yontmakla meşgulken, meydanın bana kalmasıydı biraz. Böyle bir sevgi varken, bu sevginin acısını tatmak zorunda hissedebilirdi yirmi yaşını doldurmamış çocuklar; prospektüsünde tam olarak böyle yazıyordu. Böylece icazet alınacaktı bazı şarkıları hakkıyla dinleyebilmek için… Robert Plant yıllar önce kafayı yemişti bir kaydında hazır, benim dahil olduğum tüketim gençliğine sonuna kadar sömürmek kalıyordu.

Sonra yan etkilerini anlamaya başlamaktı biraz. Türkiye’nin en seksi erkeği tam olarak doğruyu söylemişti, deprem öldürmez binalar öldürürdü. Ramses, Nefertari’ye çakma bir kulübe yapsaydı eğer aşağı yukarı bütün Mısır’ın suratına tükürmesi gerekirdi. Kanımda akan Karadeniz kanı durdurulamaz bir şekilde laz müteahhit apartmanı dikmeye zorlarken, Süleyman’ın yeteneklerini kıskanmaktan başka bir şey değildi bu pozisyonlar.

Romatizmal bir yönü var demiştim o zamanlar. Bu kadın tam bir romatistti. Eklemleri yokluyor ama kalbi ısırıyordu. Yağmur sancılamasıydı oynadığımız oyun. Bir keresinde çok üzülmüştüm ben. Alışkın değildim, eğreti durmuştu. “Benim gölgemi dikse dikse o diker” denilesiydi duruşu. Korsanların annelik yapması için yalvaracağı tipte kadınlardan biriydi ve çağından uzak, yalnız kalmış bir yaşam savaşı vermeye çalışıyordu. Savaş nedir ki demiştim, savaş o zamana dek aklıma bile gelmemişti. Kırılan çoğunlukla onun kalbiydi ama benim de ellerimi kesiyordu. “Ne akıllı çocuğum ben”cilik oynamaya dalmışken zamanla aynı yerde olduğumu fark etmenin korkunç gerçeğiyle yüzleştiğimde gördüm onu. Yüzlerce kez cayması için yeterli nedenler oluşsa da hep başucuna tünemiş sevimli bir baştankara gibi orada kaldı.

Ben gibi hüzünperest maymunlar için bakışının düştüğü yer olsa olsa tavaf edilirdi. Soylu yüreğinin kökenini merak eden bir araştırmacı edasıyla keşfe çıkmışlığım niceydi benim. Çene kemiğinin bağlanma noktasında uzun uzun molalar verilmeliydi ki yolun geri kalanını tamamlayacak enerji kendine yer bulsun. Bana kalırsa Hügo’nun bindiği o raylı sistem aracını versek eline ve gezdirsek ülkemizin köşe bucağını, izleyen öküzler bile oturur şair olurdu. Bende ise bu evrim tersine işlemiş, öküzüzasyona uğramıştım. Misafirliğe gelen amcalara arsızca çükünü gösteren çocuklar gibiydim. Çünkü daha önce de söylediğim gibi; “akıl, insanın başının içerisinde buğulama olan bir zavallıya verilen bir isim”di ve ben ocağın altını kapatmayı unutmuştum bir kere.

Sonuçta, ya birileri bana kıyak ya da benimle taşak geçmişti. Buna hala anlam veremem… Dört ne ki diyorum bazen; bazen dört aklıma bile gelmiyor benim, oysa bazen uzunluğunun farkına varıyor kişi öküz de olsa. Bir zaman ölçüsü olarak hayat kullanmak gerekirse, insan tüm bu süre boyunca denize dik uzanmak istiyor. Durup durup günahına girmek istemek gibi bu ya da dökünüp koynuna girmek zaman zaman… Orion’un kuşağını çözdüğü Artemis’tir olsa olsa... Ve insanın bu kadar duru olması için su olması gerekir. Çamçağımdan yere dökülebileceği hiç aklıma gelmeyenimdi. Hala da gelmeyenimdir.

   0 comments

Leave a Comment:

Name


Homepage (optional)


Comments